Lol Twisted Fate Hikayesi


League of Legends Genel & Tartışma Bölümü   

Yazar: LordHacker    0 Yorum    86 Görüntüleme
  • 0 Oy - 0 Yüzde

Paylaşım Tarihi: 01.07.2016, 01:11:46 #1
LordHacker Cezalı Üye
Cezalı Üye
Status: Çevrimdışı Yorum Sayısı:136 Konu Sayısı:47 Üyelik Tarihi:29.05.2016

Twisted Fate, İskambil Ustası“Kaybetmek imkânsızsa, oynadığım kumar değildir.”

Twisted Fate; hem kumarda hem aşkta yakaladığı zaferlerle bilinen, dünyanın büyük bir kısmını gezip dolaşmış, zenginlerle ahmakların hem hayranlığını hem düşmanlığını kazanmış, iyisiyle kötüsüyle yaygın bir şöhret edinmiş bir kumarbaz ve dolandırıcıdır. Twisted Fate’in mecazi anlamda da, gerçek anlamda da, bir yerlere gizlediği son bir kozu daima bulunur.
Twisted Fate, Yılankavi Nehri’nin göçebe halkının arasında doğdu. Kartların sihrini de, herkesten nefret görmenin nasıl bir şey olduğunu da çocukluğunun ilk yıllarından öğrendi. Halkına, sattıkları egzotik mallar yüzünden tahammül ediliyordu. Öte yandan, tuhaf gelenekleri dışlanmalarına neden oluyordu. Rengârenk nehir yelkenlilerini demirledikleri kıyılarda, ancak kısa süreler için hoş karşılanıyorlardı. Büyükleri dünyanın düzeni böyle kurulmuş diyorlardı; ama haklarındaki önyargıya karşı mücadele etmemeleri küçük çocuğun kanını kaynatıyordu.
Bir gece, tüm servetini nehir göçebelerinin kumar çadırlarında bırakmış bir grup adam, çektikleri ucuz içkinin verdiği cesaretle sopalarını kapıp intikam almak için geri döndü. Nehir göçebelerini küfürlerle, döve döve teknelerine geri sürdüler. Sonunda sıra, çocuğun ailesine geldi. Bu kadarı çocuğun canına tak etmişti; adamlara kendi sopalarıyla karşı koyarak onları geri püskürttü.
Başarısından gurur duyarak geri döndüğünde, halkının ona sırt çevirdiğini hayretle gördü. Karşılık vermek nehrin töresine aykırıydı, cezası da belliydi: sürgün. Dünyası başına yıkılan çocuk, halkının teknelerinin onu almadan, geride yardımı dokunabilecek hiçbir şey bırakmadan yelken açıp uzaklaşmasını çaresizce seyretti. Hayatında ilk defa, yapayalnız kalmıştı.
Çocuk kasabadan kasabaya serseri gibi gezerek, gittiği her yerin kumarhanelerini bulup, karnını doyuracak parayı iskambil oynamadaki neredeyse doğaüstü yeteneğiyle kazanarak büyüyüp yetişkin bir adam oldu. Mağrurların, zalimlerin, burnu büyüklerin ellerinden paralarını alıyor olması da kadayıfın kaymağıydı. Rakibini pirelendirmemek için mutlaka en azından bir iki el kazanmasına izin verse de, sonunda varını yoğunu kaybedince çamura yatan kumarbazlardan kendini savunmak için pek çok yöntem öğrenmek zorunda kaldı.
Bir gün bir kumar masasında, Malcolm Graves adlı bir adamla tanıştı. O da hayattan benzer silleler yediği için birbirlerine yakınlık duyup güç birliği yaptılar. Yıllar boyu Valoran’ı talan ede ede gezdiler. Giriştikleri her dolandırıcılıkta, her sahtekârlıkta, her soygunda Twisted Fate kartlara istediğini yaptırmanın daha da tehlikeli yollarını aradı.
Fakat bu arayışın sonu kötü bitti: Yaptıkları bir soygunda talihleri yaver gitmedi. Graves diri olarak ele geçirildi; ama nehir göçebesi kaçtı. O gece neler olduğu, sonradan başlarına neler geldiği hâlâ bilinmez; kumarbaz da soranlara kesinlikle anlatmaz. O geceden sonra, her şeye sıfırdan başlamak istediği için eski adını sulara kurban edip yenisini takmıştır kendine: Twisted Fate.
O zamandan beri Twisted Fate, gittiği her şehrin şık kumarhanelerinde ve aşağılık batakhanelerinde talih oyunlarına oturur, her seferinde de hesaplanamaz servetler kazanarak kalkar. Bu büyük serveti şık giysilerinden başka neye harcadığını, neden bu kadar çok kazanmakla uğraştığını kimseler bilmez. Defalarca büyük debdebeler, nümayişlerle tutuklanmıştır ama Runeterra’da onu hapis tutabilen bir cezaevi henüz bulunamamıştır. Sabah ışır ışımaz Twisted Fate’in ortadan kaybolduğu ortaya çıkar. Orada bulunduğunun tek kanıtı olarak da arkasında alaylı bir kartvizit bırakmış olur.
Bilgewater’da, Twisted Fate ile Graves sonunda karşı karşıya geldi. Birbirlerinden çok çevrelerine zarar verdikleri uzun bir kavgaya tutuşup, Gangplank’in elinde can vermekten kıl payı kurtuldular. Sonunda aralarındaki anlaşmazlığı bir kenara bırakıp, yeniden beraber çalışmaya karar verdiler.
İzinin sürülmesi neredeyse imkânsız olan Twisted Fate’in; düşmanları onu kıstırdıklarına inandığı anda gözleri önünde kırklara karışıp yok olduğu söylenir. Şehirler dolusu insanı varından yoğundan etmiş bir kumarbaz için doğrusu pek yararlı bir beceri.
Talih Sarayı’ndaki tüm gözler Twisted Fate’in üstündeydi. Kumarhanenin çok sayıdaki müşterisinin kendisini bakışlarında imrenmeyle, heyecanla ve garazla seyrettiğini hissediyordu. Son kartı çevirip, her şeyi kaybetmesini bekliyorlardı.
Böyle talih evlerinin havasına hep açgözlülük sinmiş olurdu. Fakat Twisted Fate bu gece bir de, ortak bir amacın gerilimini hissediyordu. Sanki boynuna fark ettirmeden celladın ilmeğini geçirmişlerdi, şimdi de fark ettirmeden o ilmeği sıkıyorlardı. Kartlar kaygıyla titreşiyor, tehlike uyarısı veriyordu. Peşindeki şeyin ya da kişinin tuzağına düşmemek için artık masadan kalkması gerektiğinin farkındaydı ama karşısında oturan adamın ceplerini son meteliğine kadar boşaltma fırsatı da kaçıramayacağı kadar çekiciydi.
Servetini köle madencilerin kırbaç yarası dolu sırtlarından kazanmış açgözlü bir tüccar olan rakibine gülümsedi. Adam Freljord kürkünden ve elle işlenmiş deriden yapılmış pahalı urbalar giyiyor, Bilgewater deniz nazarlıkları takıyordu. Her bir parmağını; çoğu kişinin hayatı boyunca bir arada görebileceği paradan çok daha fazlaya mal olmuş, kanlı altından yüzükler süslüyordu. Tavana asılmış çini tütsülüklerden süzülen hoş kokulu duman, ikisinin arasında korsan hazinesi gibi yığılmış olan paraların, mücevherlerin ve tapuların üstüne çörekleniyordu.
Twisted Fate, tüccara doğru bir baş işareti yaptı.
Sanırsam sıra sizin, Henmar Efendi.”
Henmar “Sıramın farkındayım, nehir iti,” diye terslenirken, Twisted Fate dövmeli parmaklarını kartların arkasında, sürekli aynı görünmez sarmalı izleyerek gezdiriyordu. “O şatafatlı el hareketleriyle dikkatimi dağıtıp bana yanlış bir karar verdirebileceğini de sanma sakın.”
Twisted Fate “Dikkatinizi neden dağıtayım efendim,” dedi. Her hareketinden abartısız bir kendine güven okunuyordu. “Bu çeşit alçakça hareketlere tenezzül etmeyi şahsiyetime hakaret sayarım.”
“Öyle mi? O zaman neden sürekli sağı solu kolluyorsun?” dedi Henmar. “Bana bak, ben yedi düvelle pazarlık yapmış adamım. Köşeye sıkışmış insanıbir bakışta tanırım.”
Twisted Fate sinsice gülümsedi. Kartları bir elinden öbürüne geçirip, geniş kenarlı şapkasını sahne sanatçılarına yaraşır bir hareketle çıkardı.
“Gözünüzün keskin olduğu aşikâr beyefendi,” diyerek, çevrelerinde toplanmış olan kalabalığı gözden geçirdi. Her zamanki asalaklar; kazananın o an yanında duranlara karşı cömert davranacağını uman birtakım adam ve kadınlar vardı. Bu kalabalığın arasında gözüne iki kişi ilişince elindeki kartlar titremeye başladı ve ağzına ekşi bir tat hücum etti. Bu işaretleri ne zaman alsa, kısa sure içinde ortalığın çok fena karıştığını uzun süre önce öğrenmişti.
Oradaydılar. Gözbantlı bir adamla, alev kızılı saçlı bir kadın. Silahlı oldukları neredeyse kesindi, ne kadar kaypak olduğunu da belli ki biliyorlardı. Onları tanıyor muydu? Herhalde tanımıyordu. Henmar için mi çalışıyorlardı, onun mallarını mı koruyorlardı? Muhtemelen hayır. Henmar gibi bir adam, yanında koruma getirse belli ederdi. O zaman ödül avcısıydılar. Twisted Fate’in elindeki kartlar gitgide daha da çok telaşlanıyordu. Kartları toplayıp masaya kapadı.
Henmar, herkesi kendinden aşağı gördüğünü belli eden sesiyle “Kaybettiğini şimdiden bildiğin yüzünden anlaşılıyor,” dedi.
Twisted Fate, kartları yine eline alıp yelpaze şeklinde yaydı. Avcıların yavaş yavaş yaklaşmasını gözlerken “O zaman gelin oyuna biraz tat katalım beyefendi,” diye karşılık verdi. “Bahsi ikiye katlamaya var mısınız?”
“Senden o kadar para çıkar mı?” diye sordu Henmar şüpheyle.
Twisted Fate, gözlerini tüccarın gözlerine dikip uzun pardösüsünün derin cebinden ağır mı ağır bir para kesesi çıkararak “Pek tabii,” dedi. “Ya sizden?”
Henmar dudaklarını yalayıp parmaklarını şaklattı. Arkasında duran uşak, tüccara aynı ağırlıkta bir para kesesi uzattı. İçinden akan altınlar masanın ortasına yığılınca, Talih Sarayı’nın müşterilerinden hayret sesleri yükseldi. Bu masada birikenden daha az para uğruna koca savaşlar çıkmıştı.
“Önce sen aç,” dedi Henmar.
“Daima,” diye onaylayan Twisted Fate kartlarını açarken, ödül avcıları harekete geçti.
Gözü bantlı adam elindeki yakalama tasmasıyla ona doğru atıldı. Kadın adını haykırırken birbirinin eşi olan tabancalarını çekti.
Twisted Fate masanın altına bir tekme yapıştırdı. Masa üstündeki paraları, kartları ve kâğıtları saçarak havda taklalar attı. Tabancalar kulakları sağır eden gümbürtülerle ateşlendi, masada yumruk büyüklüğünde delikler açıldı. Yakalama tasması çat edip kapandı; ama toz duman yatışıp çığlıklar sustuğunda, Twisted Fate ortada yoktu.
Suratı öfkeden karışan Henmar ayağa fırladı. Masanın kırık parçalarına bakınca yüzü kireç gibi oldu.
“Para nerede?” diye bağırdı. “PARAM nerede?”
Talih Sarayı’nın zeminine açık olarak düşmüş olan beş kart, hâlâ hafif hafif kımıldıyordu.
O eli kazanan beş kart, onlardı.









Aradığınızı Bulamadınız Mı ?

Konuyu görüntüleyenler:
1 Misafir

MemoryHackers