Lol Thresh Hikayesi


League of Legends Genel & Tartışma Bölümü   

Yazar: LordHacker    0 Yorum    95 Görüntüleme
  • 0 Oy - 0 Yüzde

Paylaşım Tarihi: 01.07.2016, 01:15:48 #1
LordHacker Cezalı Üye
Cezalı Üye
Status: Çevrimdışı Yorum Sayısı:136 Konu Sayısı:47 Üyelik Tarihi:29.05.2016

"Bir zihnin parçalarını tek tek ayırmak kadar keyifli bir şey yok doğrusu."

Thresh, kurnaz buluşlarıyla acılar içinde kıvrandırdığı fanilerin iradelerini yavaş yavaş kırmasıyla nam salmış ve bununla gurur duyan, sadist bir hortlaktır. Ebediyete kadar işkence etmek için fenerine hapsettiği ruhlara öylesine korkunç ıstıraplar çektirir ki, kurbanları ölmekten beter hale gelir.
Tarihin sayfalarından silinip gitmeye yüz tutmuş çağlarda, sonradan Thresh adıyla anılacak adam, bilgi toplayıp muhafaza etmeye adanmış bir kardeşliğe mensuptu. Bu kardeşliğin önderleri, tehlikeli ve karanlık büyülü emanetlerle dolu bir yeraltı mahzeninin muhafızlığıyla görevlendirmişti. Thresh'in olağanüstü sağlam bir iradesi ve çok nizami bir mizacı vardı; dolayısıyla bu tür görevler için tam biçilmiş kaftandı.
Thresh'in muhafızlığını yaptığı mahzen, bir adalar zincirinin merkezinde yer alan hisarın derinliklerine gömülüydü ve rün nişanlar, sihirli kilitler ve kuvvetli totemler tarafından korunuyordu. Büyü, içindeki kötülüğü aramaya koyulunca, Thresh uzun süre maruz kaldığı bu karanlık efsunlardan etkilenmeye başladı. Emanetler yıllarca kendine olan güvenini kemirdi ve Thresh'i en derin korkularıyla kışkırtıp gaddarlığını körükledi.
Thresh'in içindeki nefret zalim davranışlar şeklinde yüzeye çıkarken, zaaflardan faydalanma yeteneği günbegün keskinleşmeye başladı. Bulduğu canlı bir kitaba bile işkence ediyordu. Sayfalarını tek tek koparıp alıyor, geriye hiçbir sayfa kalmayınca kitabı yeniden birleştiriyordu. Kadim bir büyücünün ruhuyla bütünleşmiş bir aynanın camını matlaşana kadar kazıyor, adamı karanlığa mahkûm ediyor, sonra camı yeniden parlatıp işe en baştan başlıyordu. Nasıl ki sırlar anlatılmak için yanıp tutuşursa, büyülerin de en büyük arzusu hayata geçmektir ama Thresh büyülere bile her gün zulmetmekten geri kalmıyordu. Büyülerin sözlerini söylemeye başlıyor ve kelimeler dilinden su gibi dökülürken, son heceye gelir gelmez susuveriyordu.
Acımasızlığını açık edecek bütün ipuçlarını zarafetle gizlemeyi öğrendi; böylece kardeşlikten ona bakan kimse disiplinli bir muhafız dışında bir şey göremiyordu. Mahzen öylesine engindi ki kimse içindekileri Thresh kadar eksiksiz bilmiyordu ve gel zaman git zaman, önemsiz emanetler kardeşliğin hafızasından silinmeye başladı; tıpkı Thresh gibi.
Bunca titizlikle yürüttüğü çalışmalarını saklamak zorunda kalmak Thresh'in içini kemiriyordu. Muhafızlığını yaptığı her şey ya kötülükle doluydu ya da bir şekilde çarpık bir yola sapmıştı. O zaman Thresh ne diye dilediğini yapmakta özgür olmasındı ki?

Mahzeninde birbirinden acayip sayısız büyülü eşya vardı ama hiç insan yoktu; ta ki zincire vurulmuş bir adamı sürükleye sürükleye getirip bıraktıkları güne kadar. Adam bir kara büyücüydü ve bedenini ham büyüyle bütünleştirmişti. Bu sayede ne kadar ağır yaralanırsa yaralansın, dokularını iyileştirme gücüne kavuşmuştu.

Thresh bu yeni mahkûmu görünce keyfinden dört köşe oldu; zira bir insana çektirilebilecek en büyük ıstırapları çektirse bile helak olmayacak, yıllar boyunca dilediğince oynayabileceği bir oyuncağa kavuşmuştu. Bir kanca kullanarak kara büyücünün derisini itinayla yüzmeye koyuldu. İyileşene kadar da zincirleriyle yarayı kamçılıyordu. Zamanla, mahzeni turlarken zincirlerini üstünde taşımayı alışkanlık haline getirdi. Yaklaşırken çıkardığı sesler, kara büyücüyü ta uzaklardan bile dehşetler içinde kıvrandırıyor; Thresh ise bundan şeytani bir zevk alıyordu.
Zulüm fırsatından yana hiç kıtlık çekmeyen Thresh, hisarın üst katlarındaki kardeşlikten iyiden iyiye uzaklaştı. Yemeklerini mahzende, bir tek fenerin aydınlattığı odasında yemeye başlamıştı ve yeraltındaki dehlizlerden nadiren çıkıyordu. Neredeyse hiç güneş görmediği için benzi soldu ve yüzü çöküp boş bir surete büründü. Kardeşliğin diğer mensupları ondan uzak duruyordu ve bu yüzden olsa gerek, kardeşlikten bazıları sırra kadem basmaya başladığında, hiçbirinin aklına Thresh'in inini araştırmak gelmedi.
"Yıkım" adıyla bilinen felaket günü gelip çattığında; büyülü şok dalgaları, adaların bütün sakinlerinin canlarını aldı ve onları ölümle yaşam arasında bıraktı. Başkaları acı içinde feryat ederken, Thresh bu yıkımdan büyük bir haz alıyordu. Bu felaket onu korkunç bir hortlağa dönüştürmüştü ama gölgeler diyarına göçen birçoklarının aksine, Thresh kimliğini yitirmedi. Aksine, acımasız işkencelere düşkünlüğü ve zayıflığı anında sezme kabiliyeti daha da baskınlaştı.
Faniliğin sınırlayıcılığından sıyrılıp zulümlerine ceza kaygısı duymadan devam edebilmek onun için gümüş tepside sunulan bir fırsattan farksızdı. Hortlak haliyle Thresh, hem ölülere hem de canlılara bitmek bilmez acılar çektirebilir, çaresizlikleriyle hazza doyabilir ve ardından ebediyen ıstırap içinde kıvranmaları için kurbanlarının ruhlarını hapsedebilirdi.
Thresh artık sadece belli kurbanlar arıyor: En zeki, en dayanıklı ve iradesi en güçlü olanları. En büyük zevki, içlerinde en ufak bir umut kırıntısı bile kalmayana kadar kurbanlarına işkence edip onları zincirinin ucundaki kancaya teslim etmek.

TAHSİLAT
Şakırdayan zincirlerin korkunç sesi tarlaların üzerinden bir yılan gibi ilerliyordu. Dışarıda hiç doğal olmayan bir sis, ay ve bütün yıldızların önünde bir perde gibi asılı dururken, normalde uğultuları hiç eksik olmayan böceklerden çıt çıkmıyordu.
Thresh virane bir barakaya yaklaştı. Fenerini kaldırdı ama niyeti etrafını görmek değil, camın içine bakmaktı. Fenerin içi, yeşil yeşil ışıldayan binlerce küre sayesinde, yıldızlarla bezeli bir gece göğünü andırıyordu. Küreler Thresh'in bakışlarından kaçmak istermiş gibi, çılgınca titriyordu. Thresh hain bir ifadeyle gülümsediğinde, dişleri fenerin ışığıyla parladı. Bu ışıkların her biri onun için çok kıymetliydi.
Kapının ardından, bir inleme duyuldu. Thresh adamın acısını hissedince, kendini o tarafa yönelmekten alıkoyamadı. Adamın ıstırabını, eski bir dostu gibi tanıyordu.
Thresh adama onlarca yıl önce, sadece bir defa görünmüş; ama o günden bugüne en sevdiği atından annesiyle kardeşine kadar, adamın değer verdiği bütün varlıkları bir bir elinden almıştı. Son kurbanı ise adamın sırdaş bellediği hizmetkârı olmuştu. Hortlak bunları doğal birer ölüm gibi göstermeye tenezzül bile etmemişti; adamın her birine kimin sebep olduğunu bilmesini istiyordu.
Peşi sıra sürüklenen zincirleri şangırdatarak kapının içinden geçmeye koyuldu. İçerideki duvarlara rutubetle birlikte yılların kiri işlemişti. Adam ise çok daha perişan görünüyordu. Uzun saçları saçak saçak olmuş; cildi kaşımaktan kimi kabuk bağlamış, kimi taze sayısız yarayla dolmuştu. Bir zamanlar en iyi kadifeden dikildiği belli kıyafetleri, artık yırtık pırtık birer paçavraya dönmüştü.
Adam içeri ansızın dolan ışıkla sinip elini gözlerine siper etti. Kendini gerisingeri köşeye atarken dehşet içinde titriyordu.
"Lütfen. Sen olamazsın. Lütfen bu gözlerimin bir oyunu olsun," diye fısıldadı.
"Uzun zaman önce seni kendimin bellemiştim." Thresh'in sesi sankiasırlardır konuşmamış gibi hırıltılıydı. "Şimdi tahsilat zamanı..."
"Can çekişiyorum," dedi sesi zorlukla duyulan adam. "Beni öldürmeye geldiysen elini çabuk tut." Bütün gücünü toplayıp Thresh'in gözlerine bakmaya çabaladı.
Thresh'in dudakları sırıtırcasına gerildi. "Benim istediğim ölmen değil ki."
Fenerinin camdan kapağını hafifçe araladı. İçinden tuhaf mı tuhaf, birbirine geçmiş çığlıkları andıran sesler duyuldu.
Adam tepki vermedi; en azından ilk başta. O kadar çok çığlık duyuluyordu ki, sesler kırılan bir camın yere çarpınca çıkardığı şangırtıyı andırıyordu. Lakin Thresh'in fenerinden yükselen feryatlar arasında tanıdığı sesler duyar duymaz, adamın gözleri dehşetten fal taşı gibi açıldı. Önce annesini, kardeşini ve arkadaşını duydu; ama yüreğini en çok dağlayan, son duyduğu ses oldu: Çocukları sanki canlı canlı yanıyormuş gibi haykırıyordu.
"Ne yaptın sen?" diye bağırdı. Etrafında atacak bir şeyler arandı, sonunda bulduğu kırık bir sandalyeyi var gücüyle Thresh'e doğru savurdu. Ancak sandalye hiçbir zarar vermeden, hortlağın içinden geçip gitti ve Thresh hiç neşe içermeyen bir kahkaha patlattı.
Hiddetten gözü dönen adam Thresh'in üstüne atıldı. Hortlağın kancalı zincirleri avının üzerine atılan yılanlar gibi şakladı. Dikenli kancalar fani adamın göğsüne saplanıp kaburgalarını parçaladı ve adamın kalbine saplandı. Adam dizlerinin üstüne çöktü, çektiği enfes ıstırap yüzünden okunuyordu.
"Onları korumak için çekip gitmiştim," diye ağladı adam. Ağzından köpük köpük kan geliyordu.
Thresh zincirlerini hızla çekti. Bir an, adam kımıldamadı. Sonra hasat başladı. Adamın benliği, yavaş yavaş yırtılan bir kâğıt gibi, acılar içinde bedeninden çekiliyordu. Gövdesi şiddetle sarsıldı ve püsküren kan, rutubetli duvarları kırmızıya boyadı.
"İşte şimdi başlıyoruz," dedi Thresh. Nabız gibi atan bir ışıkla parlayan esir ruhu zincirin ucundan aldı ve fenerin içine hapsetti. Thresh çekip giderken, adamın cansız bedeni yere yığıldı.
Thresh, ışıldayan fenerini yukarıda tutarak viraneden uzaklaştı ve yılan gibi kayıp giden Kara Sis'i takibe koyuldu. O uzaklaşırken sis yavaş yavaş dağıldı. Ancak o zaman böcekler gece konserlerine tekrar başladı ve yıldızlar gökyüzünü yeniden kapladı.









Aradığınızı Bulamadınız Mı ?

Konuyu görüntüleyenler:
1 Misafir

MemoryHackers