Lol Mordekaiser Hikayesi


League of Legends Genel & Tartışma Bölümü   

Yazar: LordHacker    0 Yorum    84 Görüntüleme
  • 0 Oy - 0 Yüzde

Paylaşım Tarihi: 01.07.2016, 01:16:31 #1
LordHacker Cezalı Üye
Cezalı Üye
Status: Çevrimdışı Yorum Sayısı:136 Konu Sayısı:47 Üyelik Tarihi:29.05.2016

"Her şey ölümü tatmalı... Ama ben yaşamaya devam ediyorum."

Gölge Adalar'da kol gezen ruhların en korkunç ve en nefret dolu olanı, uğursuz hortlak Mordekaiser'dir. Yüzyıllardır kara büyü ve kendi karanlık iradesinin gücüyle gerçek ölümden korunarak varlığını korumaktadır. Savaşta Mordekaiser'in karşısına çıkmaya cesaret edenler korkunç bir riski de göze almak zorundadır; zira Mordekaiser kurbanlarının ruhlarını esir alır ve birer yıkım aracına dönüştürür.
Mordekaiser de bir zamanlar faniydi; Demacia ve Noxus'un ortaya çıkışından çok ama çok önceleri, doğu Valoran topraklarına hükmeden, zalim bir savaşçı kraldı. Ağır demir zırhlarını kuşanıp savaşa şevkle dalar, karşısına çıkan herkesi Alacakaranlık adını verdiği efsunlu gürzünün altında parçalayıp katlederdi.
Nefret kadar korku da uyandıran Mordekaiser'in düşmanları sonunda karanlık saltanatını sonlandırmak için birlik oldu. Savaşla geçen uzun ve kanlı bir günün ardından, dağ gibi bir ceset yığının tepesinde düşmanları tarafından kuşatılınca, ecel Mordekaiser'in kapısını çaldı. Bedeni oklar, kılıçlar ve mızraklarla delik deşik halde can verirken bile kahkahalar attı ve onlar için geri döneceğine dair katillerine söz verdi.
Düşmanları cesedini dev bir ateşe atıp başında adeta bir şenlik ateşi gibi eğlendiler. Alevlerin zırhına verdiği zarar onu karatmaktan öteye gidemedi ama Mordekaiser'in bedeninden geriye sadece kömürleşmiş kemikleri kaldı.
Günler boyunca yanan ateş sönüp de savaşın galipleri çekip gittiğinde, nereden geldiği belli olmayan bir grup büyücü külleri eşelemeye koyuldu ve Mordekaiser'in zırhıyla kemiklerini bulup çıkardı. Ganimetlerini kimseye göstermeden kaçırdılar ve Ay'ın yüzünü gizlediği bir gece vakti, iskeleti rün işlemeli bir kaidenin üstüne yatırıp melun bir kara büyü yapmaya koyuldular. Kara büyüleri zirveye ulaştığında, kaidenin üstünde karanlık bir suret belirdi. Ölümcül gölge, iskeleti ardında bırakarak ayağa kalktı.
Hortlak saf karanlıktan ibaretti ama gözleri kötülükle ışıldıyordu. Ateşin kararttığı zırh parçaları, güçlü bir mıknatısın çekimine kapılmışçasına savrulup karanlık ruhun etrafında bir beden misali kenetlendi ve büyücüler ölümün ötesinden dönen efendilerinin huzurunda diz çöktü. Hizmetlerinin karşılığında, kendilerine muazzam bir güç vaat edilmişti ama büyücüler nasıl ödüllendirileceklerini öngörememişti.
Yeni kavuştuğu karanlık büyü ustalığıyla, Mordekaiser büyücülere korkunç ödülünü bahşetti ve onları ölümle yaşam arasına hapsetti. Hepsi zamanın sonuna kadar Mordekaiser'e hizmete mahkûm birer yaşayan cesede dönüştü.
Mordekaiser sonraki on yılını, kendine meydan okuyanları katletmeye adadı. Ruhlarını çekip aldığı ve ölümsüz iradesine boyun eğmeye zorladığı kurbanlarını ebediyen kendisine hizmete mahkûm etti.
Demir Hortlak unvanını bir taç gibi taşıyan Mordekaiser'in kâbusları mumla aratacak karanlık saltanatı yüzlerce yıl sürdü. Saltanatı boyunca defalarca katledilmiş gibi görünmesine rağmen, her seferinde ruhuna ebediyen esir ettiği kara büyücülerin marifetiyle geri döndü.
Kemikleri, Mordekaiser'in dirilişinin anahtarıydı ve gelip geçen yüzyıllarla birlikte, Demir Hortlak kemiklerin güvenliğinden çılgıncasına endişe eder oldu. İmparatorluğunun tam ortasında, sonradan Ölümsüz Hisar adıyla anılmaya başlayan, yekpare bir kale inşa ettirdi. Kemiklerini bu dillere destan kalenin merkezinde, kilit altında saklıyordu.
Sonunda bir gün, Ölümsüz Hisar kabileler ve savaşçı çetelerden oluşan geniş bir ittifak tarafından kuşatıldı. Kuşatma sürüp giderken, isimsiz bir hırsız melun korumalarını aştığı güçlü kaleye sızdı ve Mordekaiser'in kafatasını çaldı. Dirilme büyüsünün tutması için iskeletin bütün olması gerekiyordu ama efendilerinin hiddetinden korkan köle büyücüler, hırsızlığı saklamaya karar verdi.
Ölümsüz Hisar'ın surlarında sayısız düşman Mordekaiser'in ayaklarının dibinde can verdi ama bu bile Demir Hortlak'ın bozgundan kurtulmasına yetmeyecekti. Kalesi istilaya uğradı ve düşmanları, sadece sayı üstünlüğü sayesinde onu dize getirdi. Ölümcül gürzünü elinden aldılar ve kollarıyla bacaklarını güçlü zincirlere bağladılar. Yine de Mordekaiser'in gümbürdeyen kahkahası karanlıkta yankılanıyordu. Daha önce defalarca olduğu gibi yeniden doğacağından en ufak bir kuşkusu yoktu. Vurulduğu zincirleri azametli basilisklere bağladılar ve kükrercesine gelen emirle, dev pullu yaratıklar aksi yönlere doğru harekete geçip Mordekaiser'i paramparça etti.
Mordekaiser'in kafatası denizin ötesine, sis ve efsanelerle gizlenen Kutlu Adalar'a götürülmüştü. Adadaki bilge üstatlar Mordekaiser'den de zayıf noktasından da haberdardı. Dünyayı bu melun varlıktan kurtarmak için çaldıkları kafatasını yerin derinliklerine gömülü, hem kilitler hem de büyülerle korunan bir mahzene koydular. Mordekaiser'in hizmetkârları kayıp kafatasını bulmak için dünyanın dört bir yanına dağıldı ama bütün çabalarına rağmen, yerini bir türlü bulamadılar. Mordekaiser'in saltanatı gerçekten sona ermiş gibi görünüyordu.
Böylece yıllar yılları, yüzyıllar yüzyılları kovaladı; ta ki Kutlu Adalar'da muazzam bir felaket meydana gelene kadar. Yastan aklını yitirip mahvolmuş bir kral, korkunç bir büyüye başvurmuş ve adaları karanlığa mahkûm etmiş, yaşayan ölülerin kol gezdiği uğursuz bir diyara dönüştürmüştü: Gölge Adalar'a. Bu muazzam büyü patlaması sırasında, Mordekaiser'in kafatasını koruyan mahzenler de paramparça olmuştu.
Bunun üzerine, Mordekaiser'in kara büyücüleri ışığa üşüşen güveler gibi, yeni doğan Gölge Adalar'a doğru çekildi. Yanlarında efendilerinin kemiklerini de getirmişlerdi ve yıkıntıların arasından kazıp çıkardıkları kafatası sayesinde, Demir Hortlak’ı bir kez daha dünyaya musallat etmeyi başardılar.
O gün bugündür, Mordekaiser ölü esirlerden oluşan ordusuna her an yeni neferler ekleyerek Gölge Adalar'da kendi imparatorluğunu kuruyor. Kendisi yolunu hür iradesiyle seçmesine rağmen, adadaki diğerlerine sadece kayıp birer ruh gözüyle baktığı için, bu yeni ölümsüz ruhları hakir görüyor. Yine de ilerideki ihtilaflarda savaşa süreceği bu sefil varlıkların faydasını göz ardı etmiyor.
Bu aciz ruhların aksine, Mordekaiser Kara Sis'in boyunduruğuna girmeyecek kadar kudretli. Yine de Sis'in melun enerjisi ona hatırı sayılır bir güç kazandırıyor. En azından şimdilik, Gölge Adalar gücünü toplaması için ideal bir yer vazifesi görüyor.
Gücünü pekiştirirken bir yandan da kemiklerini saklayacak çok daha güvenli bir yer bulmakla kafayı bozan Mordekaiser; arayışını denizlerin ötesine, Valoran'a yönlendirmeye başladı. Yokluğunda yükselişe geçen imparatorluk ve medeniyetleri gözüne kestiriyor. Özellikle de şimdilerde Noxus adlı yeniyetme imparatorluğun başkenti olarak kullanılan Ölümsüz Hisar ilgisini çekiyor.
Yeni bir karanlık çağın ayak sesleri duyuluyor.

Lanetli Gölgeler
Kara Sis; gri taşlı, ücra kaleye doğru canlı bir varlık gibi kıvrıla kıvrıla ilerliyordu.
Sisin karanlığında devasa, zırhlı bir suret yürümekteydi. Ağır savaş zırhı yağlanmışçasına ışıldıyor, boynuzlu miğferinin içinde, iki zalim küre cadı ateşi gibi alev alev yanıyordu.
Zırhlı hortlak kalenin kapısına doğru ilerlerken, ayağının altında ezdiği çimler solup ölüyordu. Surlardaki hareketliliği görebiliyordu. Kaledekiler ecellerinin yaklaştığını biliyordu. Rüzgâr, bir fısıltı halinde kendi adını taşıyıp getirdi:
Mordekaiser.
Bir anda havada uçuşan oklar, gecenin sessizliğini yırttı. Mordekaiser'i bulanların çoğu zırhından sekip yere düştü. Oklardan biri miğferiyle boyunluğunun arasındaki boşluğa gömüldü ama Mordekaiser'in merhametsiz adımları yavaşlamadı bile.
Sonunda ağır, demir parmaklıklar yolunu kesti. Hortlak, zırhla kaplı elini kaldırıp havayı kavrarcasına yumruğunu sıktı. Demir parmaklıklar önce isyan eder gibi gıcırdamaya, ardından eğilip bükülmeye başladı. Nihayet kâğıt gibi büzülüp bir kenara savrulmalarıyla birlikte, ağır meşe kapı gözler önüne serildi.
Kapıyı koruyan büyülü rünler ışıldayarak canlanınca, Mordekaiser yarım adım geri çekilmeye zorlandı. Sonra, Kara Sis etrafını kuşattı ve kaleyi savunanlar Sis'in içinde başka suretler gördü… Canlıların ruhlarına susamış, nefret dolu, karanlık hayaletler.
Mordekaiser öne doğru bir adım attı ve devasa çivili gürzünü,Alacakaranlık'ı kaldırdı. Bu kara şöhretli silahın binlerce can aldığını bilmeyen yoktu. Mordekaiser hızla savurduğu gürzü meşe kapıya indirdi.
Mordekaiser'in kara büyüsü, düşmanlarının sefil koruma büyülerinin hakkından gelirken, rünler infilak etti ve menteşelerinden kopan kapı içeri doğru savruldu.
Gedikten akan Kara Sis'le birlikte, Mordekaiser de içeri adım attı.
Garnizonun askerleri ve silahşorlar avluda onu bekliyordu. Hepsi birbirinden zavallıydı. Dişine göre bir hasım arayarak karşısındaki kalabalığı süzmeye koyuldu. Ölümün ışığıyla parlayan gözleri, kendisini karşılamak üzere öne çıkan gümüş zırhlı bir şövalyenin üzerinde sabitlendi.
"Defol, hortlak; yoksa seni def etmesini bilirim!" diye haykırdı şövalye. "Bu köy ve ahalisi benim korumam altında!"
Bu tehdide karşılık, Kara Sis'in içinden ifritler ve şeffaf savaşçılardan oluşan bir ordu belirdi ve efendilerinin arkasına dizildi.
"Onun ruhu benim," dedi Mordekaiser, kölelerinin heveslerini kursaklarında bırakarak. Derinlerden yükselen kasvetli sesini duyanlar bizzat ölümün konuştuğu duygusuna kapıldı.
Mordekaiser'in işaretiyle birlikte, habis ifritler şövalyeye doğru atıldı.
Şövalyenin zırhı bir anlığına yoğun bir ışıltıyla parladı ve ardından her zamanki alelade görüntüsüne büründü. Mordekaiser'in kara büyüsü adamınkılına bile zarar verememişti.
"Demacia çeliği," diye dudak büktü Mordekaiser. "Ama o bile seni kurtaramayacak."
Öne çıkıp çivili gürzünü şövalyenin kafasına indirmek üzere bir hamle yaptı. Darbesini şövalyenin iki eliyle kavradığı kılıç karşıladı; ancak adam gürzün ağırlığının altında ezilip diz çökmek zorunda kalmıştı. Mordekaiser, başında bir kule heybetiyle yükseliyordu.
Şövalye, kendisine doğru ölümcül bir kavis çizen Alacakaranlık'ın darbesinden dönerek kaçtı. Kenara doğru bir adım attı ve önce zırh levhalarını, ardından zincir gömleğini deşerek kılıcını Mordekaiser'in yan tarafına sapladı. Canlı biri için bu ölümcül bir darbe olurdu ama zırhlı heyulayı zerre kadar etkilemedi. Mordekaiser yumruğunun tersiyle, şövalyenin başına yanlamasına bir darbe indirdi ve adamı sersemletti.
Demir Hortlak tam dövüşü bitirmek üzere bir adım atmıştı ki, şövalye muazzam bir maharetle yana döndü ve kılıcının ucunu Mordekaiser'in göğsüne dayayıp bütün gücü ve ağırlığıyla kabzaya yüklendi.
Kılıç metalin metale sürtme gıcırtısıyla zırhı tam kalbin üzerinden delip geçti. İlerlerken hiçbir dirençle karşılaşmadı; sanki zırhın içi bomboştu.
Mordekaiser dev eliyle şövalyeyi boğazından kavradığı gibi havaya kaldırdı.
"Bu fanileri koruyabileceğini sanıyordun," dedi. "Ama bilesin ki katilleri sen olacaksın."
Ardından, şövalyenin boğazını kavrayan pençesini iyice sıkmaya başladı. Ayakları çoktan yerden kesilen fani, boş yere çırpınıyordu.
Yanan gözleriyle adamın can verişini seyreden Mordekaiser sonunda pençesini açtı ve şövalyenin cansız bedeni yere yığıldı.
Mordekaiser diz çöküp elini ölü şövalyenin göğsüne koydu. Zırhlı dev, ölü savaşçının gölgesini bedeninden çekerek ayağa kalktı.
Ruhu çevresine bakınırken, şövalyenin hayalet gözlerinde dehşet vardı.
"Şimdi," diye emrine başlarken, gölgenin kendisine direnemeyeceğini biliyordu Mordekaiser. "Öldür hepsini."









Aradığınızı Bulamadınız Mı ?

Konuyu görüntüleyenler:
1 Misafir