Lol Hecarim Hikayesi


League of Legends Genel & Tartışma Bölümü   

Yazar: LordHacker    0 Yorum    100 Görüntüleme
  • 0 Oy - 0 Yüzde

Paylaşım Tarihi: 01.07.2016, 01:17:02 #1
LordHacker Cezalı Üye
Cezalı Üye
Status: Çevrimdışı Yorum Sayısı:136 Konu Sayısı:47 Üyelik Tarihi:29.05.2016

"Saflarını dağıt ve hiç acımadan onları nallarının altında ez. Canlıları parçala ve dehşetleriyle mest ol."

Hecarim ölümcül hortlak süvari ordusunun başında Gölge Adalar'dan dehşet seferine çıkan, heybetli ve zırhlı bir devdir. İnsanla hayvanın ebediyete kadar lanetlenmiş, yüreklere korku salan karışımı Hecarim, katliamdan ve ruhları demir nallarının altında ezip geçmekten canice bir haz duyar.
Tarihin tozlu sayfaları arasında çoktan unutulup gitmiş bir krallıkta dünyaya gelen Hecarim, Demir Kardeşlik adıyla anılan ve kralı korumaya yeminli, efsanevi bir şövalye birliğinde yaverlik yapıyordu. Burada akla gelebilecek en zorlu eğitimin çemberinden geçti ve bu acımasız eğitim düzeni sayesinde dehşetengiz bir savaşçıya dönüştü.
Hecarim yetişkinliğe adım attığında, bütün savaş teknik ve stratejilerinde ustalık mertebesine çoktan erişmişti. Çok geçmeden Hecarim binekli savaşta akranlarının arasından sıyrılınca, Demir Kardeşlik'in Baş Şövalyesi bu genç adamın vaat ettiği geleceği görüp müstakbel varisini bulmuş olabileceğini düşündü. Ama yıllar yılları kovalayıp Hecarim haşmetli savaş atının sırtında zaferlerine yenilerini ekledikçe, Baş Şövalye nihayet teğmeninin içinde büyüyen karanlığı görmeye başladı. Hecarim'in suçlu, masum ayırmadan katliam yapma düşkünlüğü ve takıntı boyutundaki ihtişam açlığı, şerefine leke sürüyordu ve Baş Şövalye bu genç teğmenin asla ama asla Demir Kardeşlik'in başına geçmemesi gerektiği sonucuna vardı. Özel odasında ona asla Baş Şövalye olamayacağını söylediğinde Hecarim, öfkeden deliye dönse de kendine hakim oldu ve vazifesiyle ilgilenmeye döndü.
Kardeşlik'in bir sonraki savaşında, Baş Şövalye bir an yoldaşlarından ayrı düştü ve kendini düşmanlarla kuşatılmış halde buldu. İmdadına yetişebilecek tek kişi Hecarim'di; ancak garezi dinmeyen Hecarim, atını döndürüp uzaklaştı ve Baş Şövalye'yi ölüme terk etti. Savaşın sonunda, sağ kalan şövalyeler Hecarim'in hainliğinden bihaberdi; böylece, kanla kaplı toprağa diz çöküp komutanları olarak Hecarim'in yolundan yürüyeceklerine ant içtiler.
Hecarim atını başkente sürüp kralın generali Kalista'yla buluştu. Kalista bu adamın olağanüstü tabiatını kayda değer buldu ve kralın eşi bir suikastçının zehirli bıçağıyla yaralandığında, kendisi bir çare ararken Demir Kardeşlik'ten kralı bir an olsun yalnız bırakmamasını istedi. Hecarim bu isteği kabul etti ama bayağı gördüğü bu görev, yüreğine bir nefret tohumu ekmekten geri kalmayacaktı.
Hecarim'in nezaretinde, kral eşinin yasıyla yavaş yavaş delilik dehlizine batıyordu. Kuşkunun pençesine düşen kral, kendini can çekişen eşinden uzaklaştırmaya kalkanlara hiddetle karşılık veriyordu ve çok geçmeden, bütün krallığında muhalif yüzler görmeye başladı. Böylece, Demir Kardeşlik'e bütün muhalifleri bastırma emri verdi. Hecarim Demir Kardeşlik'in başında aykırı sesleri kanla bastırmaya koyuldu ve yarattığı dehşet yüzünden kralın zalim eli olarak anılmaya başladı. Nice köy ateşe verildi ve Demir Kardeşlik yüzlerce insanı kılıçtan geçirdi. Krallık karanlığa gömülmüştü ve kraliçe nihayet son nefesini verdiğinde, Hecarim kralın kulağına yalanlar fısıldamaya başladı. Kraliçenin ölümünün ardındaki sırrı ortaya çıkardığını söyleyerek Demir Kardeşlik'le yabancı diyarlara akınlar düzenleyip karanlık şöhretini daha da uzaklara taşımak için kraldan izin kopardı.
Ancak tam sefer hazırlıklarını tamamlamak üzereyken, Kalista çıktığı görevden döndü. Efsanevi Kutlu Adalar'da kraliçenin derdine derman bulmuş ama zavallı kadını kurtarmaya yetişememişti. Krallığın düştüğü hali görünce dehşete düşen Kalista, keşiflerini paylaşmayı reddetti ve başkaldırısı yüzünden zindana atıldı. Bütün bu olup bitenlerde kralın gözüne daha fazla girmek için bir fırsat gören Hecarim, Kalista'yı hücresinde ziyaret etmeye karar verdi. Hecarim kralın makul davranmasını sağlayacağına söz vererek, Kalista'dan bildiklerini anlatmasını istedi. Kalista istemeye istemeye bu teklife razı oldu ve kraliyet donanmasının Kutlu Adalar'ı örten büyülü engelleri aşmasına rehberlik etti.
Hecarim artık mahvolmuş haldeki kralı büyülü adanın merkezine götürdü ve burada adanın muhafızlarıyla buluşup onlardan yardım talep etti. Muhafızlar kralın acısını anladıklarını ancak kraliçenin artık yardım edemeyecekleri bir yerde olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine hiddetlenen kral, Kalista'ya, hizaya gelene kadar bütün muhafızları tek tek katletmesini buyurdu. Kalista ise bunu reddetti ve kendini kralla adanın sakinleri arasına atarak emre başkaldırdı.
İşte tam o anda Hecarim hayatının fırsatının karşısına çıktığını fark etti ve kendini ilelebet lanetleyecek kararı verdi. Onu desteklemek yerine, Kalista'nın sırtına bir mızrak sapladı ve Demir Kardeşlik'e Kutlu Adalar'ın sakinlerini katletmelerini emretti. Hecarim ve savaşçıları, muhafızları kıyımdan geçirmeye koyuldu; ta ki elinde fener taşıyan bir sefil, krala istediği şeyi gösterene kadar: Eşini diriltmenin sırrını.
Gelgelelim hayata döndüğünde kraliçenin eski güzelliğinden eser yoktu. Kurtçukların istila ettiği çürüyen etlerinin görenleri dehşete düşürdüğü zavallı kraliçe, ölülerin arasına dönmek için yalvarıp yakarıyordu. Biricik eşine yaptığından tiksinen kral, hayatlarını sona erdirip ikisini sonsuza kadar bağlayacak bir büyü yapmaya koyuldu. Çabası boşa gitmedi ama adada saklı sayısız sihirli emanet, büyünün gücünü katbekat arttırmıştı.
Kralın etrafında Kara Sis'ten bir kasırga peydahlandı ve adayı kaplayarak temas ettiği her şeyin canını almaya başladı. Bunun üzerine Hecarim kralı kaderine terk etti ve Demir Kardeşlik'e gemilere dönme emri verdi. Kara Sis'in öldürdüğü kişilerin ruhlarının hortlayıp yükselişini görünce dehşete kapılan Kardeşlik, önlerine çıkan herkesi katlederek gemilere kaçmaya koyuldu. Ancak Kara Sis'ten kaçış yoktu. Şövalyeler bir bir ölümle yaşam arasındaki boşluğa çekilirken, geriye sadece Hecarim kaldı. Zincirini koparan büyü nihayet onun da içini doldururken, Hecarim haşmetli atıyla bütünleşmeye başladı. Hecarim'in içindeki karanlık adeta vücut buluyordu.
Sonradan Savaşın Gölgesi adıyla anılacak bu devasa yaratık ıstırap içinde kıvranıyor, küstah bir garez ve nefret canavarına dönüşürken hiddetle haykırıyordu. Kapıldığı kara büyü girdabı, geçmişinin günahlarını perçinledi ve sonunda akıllara durgunluk verecek güce sahip, şerrinin haddi hesabı olmayan bir yaratık ortaya çıkardı.
Hecarim artık Gölge Adalar'a bağlı; eski vazifesiyle alay edercesine, karşısına çıkan bütün gafilleri katlederek kâbuslarla dolu kıyılarda kol geziyor. Kara Sis, Gölge Adalar'ın ötesine uzandığında ise Hecarim ve Demir Kardeşlik'in hayalet süvarileri, çoktan yitip gitmiş ihtişamlarının anısına canlıları katletmek üzere sefere çıkıyor.

HERKES ÖLÜR
Buz gibi dalgalar, Hecarim'in katlettiği adamların kanıyla kızıla boyanan kasvetli sahili dövüyordu. Henüz canlarına kıymadığı fanilerse dehşet içinde sahilden çekilmeye çalışıyordu. Kapkara yağan yağmur hepsini sırılsıklam etmişti ve adanın yaslı merkezinden yükselen fırtına bulutlarının ardı arkası kesilmiyordu. Kendi aralarında bağrışan adamların sesleri kulağına geliyordu. Gırtlaktan konuştukları bu savaşçı dilini tanımıyordu ama adamların ne dediği gayet açıktı: Gemilerine ulaşabileceklerini sanıyordu gafiller. Gerçi haklarını yememek lazımdı, yetenekli sayılırlardı. Tahta kalkanlarını birbirine geçirip tek vücut gibi hareket ediyorlardı. Yine de fanilerdi ve Hecarim tenlerinin kokusuna karışan korkularını solumaktan büyük bir haz duyuyordu.
Küle dönmüş kumlardan yükselen gölgeli sisin arasında görünmeden, ufalanan yıkıntıları ezip geçerek etraflarında tur attı. Yankılanan bir gümbürtüyle yere vurduğu nalları, kara taşlardan kıvılcımlar çıkarıyordu. Her adımı adamların cesaretinden bir parçayı daha koparıp alıyordu. Miğferinin incecik deliğinden fanileri izlemeye koyuldu. Sefil ruhlarının solgun ışıkları, bedenlerinin içinde titreşiyordu. Bu manzara bir yandan iştahını kabartıyor, bir yandan da içinde bir tiksinti uyandırıyordu.
"Herkes ölecek," dedi.
Konuşurken korkunç metalden miğferinin boğduğu sesi, asılan bir adamın hırıltısını andırıyordu. Sesi duyan adamların bütün cesareti, cehennem ateşine atılan bir buz kalıbı gibi eriyip gitti. Hecarim, dehşetlerini kana kana içti ve adamlardan biri kalkanını yere atıp çaresizlik içinde gemiye doğru koşmaya başlayınca, memnuniyetle sırıttı.
Otların bürüdüğü yıkıntıların arasından haykırarak fırladı ve kancalı kargısını kurbanına doğrulturken, içinde savaşın o eski heyecanını hissetti. Gümüş rengiyle ışıldayan bir ordunun başında at sürdüğü günlerin anısı, gözlerinin önünde titreşiyordu. O zamanlar her zafer yeni bir şeref ve ihtişam demekti. Kaçarken karanlık ve buz gibi sularda diz boyuna kadar ilerleyen adamın dönüp arkasına bakmasıyla, geçmiş günlerin anısı solup gitti.
"Yalvarırım! Hayır!" diye haykırdı adam.
Hecarim bir tek şiddetli darbeyle, adamın gövdesini kâğıt gibi ikiye ayırdı.
Abanoz rengi kargısının ucu kanla ışıldıyordu. Sefil ruhun titrek ışığı uçup kurtulmaya çalıştı ama Sis'in açlığı kül yutmazdı. Adamın ruhu çarpılıp ömrünün karanlık bir yansımasına dönüşürken; Hecarim durup seyretmekle yetindi.
Ardından, Hecarim adanın gücünü kendinde topladı ve kanla kızaran deniz çalkalanmaya başladı. Çok geçmeden, suların içinden solgun ışıklarla bezeli hortlak şövalyeler yükseldi. Unutulmuş zamanlardan kalma, hayalet zırhlar kuşanmış şövalyeler; melun pırıltılar saçan kara kılıçlarını çekti. Bu adamlar ona tanıdık geliyordu. Vaktiyle kendisine hizmet etmişlerdi ve hâlâ hizmetindeydiler; ancak hiçbirine dair en ufak hatırası yoktu. Yeniden sahildeki fanilere doğru döndü. Sisleri dağıttığında, kendisini ilk kez açıkça gören adamların kapıldığı dehşet; içinde tarif edilmez bir hazza sebep oldu.
Heyula gibi yükselen bedeni, insanla atın korkunç bir bileşimiydi. Tunçla kaplı bu melez dev, görenlerin aklına durgunluk veriyordu. Gövdesini kaplayan zırh levhaları kararmıştı; levhalar, anlamlarını hayal meyal hatırladığı çiziklerle doluydu. Siperliğinin arkasında, melun bir ateş için için yanıyor; içindeki hem soğuk ve ölü, hem de nefretle capcanlı ruhu gözler önüne seriyordu.
Çakan şimşeğin çatallaşan izleri göğü yararken, Hecarim gerildi. Kargısını hedefine doğrulttu ve şövalyelerini hücuma geçirdi. Her adımıyla, etrafa kana doymuş kum öbekleri ve kemik parçaları saçılıyordu. Faniler haykırıp kalkanlarını havaya kaldırdı ama hortlak şövalyelerin hücumunu hiçbir güç durduramazdı. Hecarim ordunun başıydı; hakkı olduğu üzere ilk darbeyi o indirdi ve kalkandan duvarı büyük bir gümbürtüyle yarıp geçti. Demir nallı toynaklarının altında ezdiği adamlar yeni bir kan gölü oluşturdu. Kargısını sağlı sollu savuruyor, her darbede bir can alıyordu. Hayalet şövalyeler önlerine gelen herkesi yıkıp geçiyor, canlıları hiddetli toynaklarının altına alıyor, kargılarıyla deşiyor ve kılıçlarıyla biçiyordu. Çatırdayan kemik sesleri ve fışkıran kanların arasında, fanilerin ruhları helak olan bedenlerinden kaçmaya çalışıyor ama kendilerini Mahvolmuş Kral'ın uğursuz büyüsünün pençesinde buluyorlardı.
Ölülerin ruhları, Hecarim'in etrafında dönüyor ve savaşla mest olan katillerini izliyordu. Hecarim inleyen ruhları duymazdan geldi. Onları kölesi yapmak gibi bir niyeti yoktu. Öyle bayağı zulümleri Zincirli Gardiyan'a bırakmıştı.
Öldürmekten gerisi Hecarim'in umurunda değildi.

mediavenus










Aradığınızı Bulamadınız Mı ?

Konuyu görüntüleyenler:
1 Misafir